22 Haziran 2011 Çarşamba

uçurtmalar

En sevdiği renk mor olan kadın
En sevdiği kelime 'asi
En sevdiği oyun incitmek beni
Hıncı çocukluktan kalma yara izi

Zamanı, yaralarla ölçen kadın
Geçmişiyle kavgalı
Tanrı'ya sığınan kız çocuğu geceleri
İsyankar gündüzleri

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kırdığı kalpleri dizmiş ipe
Genede en büyük zararı kendine
Ayak izlerini kuşlar yesin diye
Ekmek kırıntıları bırakır geride

En sevdiği ses, çocuk sesi
Oysa, anne olmayı istememiş
Yıllar var ki kendi
Hiçbir zaman kök salmamış ki
Sırf birgün çekip gidebilmek için

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Genede bulup birbirimizi
Aldatma pahasına sevdiklerimizi
Ağlayarak seviştiğim kadın
İpleri dolaşmış uçurtmalar misali

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kaç gece göğsünde uyuduğum kadın
Hep tek başıma uyandım

10 Şubat 2011 Perşembe

bu bir itiraf



rezil olacaksam da, ki olmayabilirim de aslında bunu birşey itiraf etmek istiyorum: ben sana aşıktım 'çekirge'!!! uzun süre önceydi ama güzeldi. karşılığı yoktu, platonikti. ama çok içtendi bana göre ve karşılık vermeyeceğini de zaten biliyordum. güzeldi, heyecanlıydı. her gün seninle ilgili yeni bir şeyler öğrenmek için girerdim nete. evde internetimiz yoktu o zaman daha ve tek internet olan yer kütüphaneydi. ayıptır söylemesi çok da ucuz değildi :) üstelik ben seninle ilgili röportajları, resimleri, bilgilerin çıktısını alıyordum...ah ah bütün harçlığımı yatırıyordum ben bu aşka.. onunla da kalmayıp samimi bir arkadaşıma hep senden söz ediyordum..sanki sen üst sınıflardan biriydin de, sana olan hayranlığımı anlatıyordum..ama bu da yetmedi, türkiye'de yaşayan bir akrabamdan dergilerde çıkan röportajlarını istedim.. televizyona ne zaman çıksan evde ses çıkmıyordu..çünkü ben seni duymalıydım. seninle ilgili çok şey biliyordum. kolundaki barkod dövmene bayılıyordum. bir radyo programın vardı ama o kanal netten iyi yayınlanmıyordu..bağlantı kopuyordu sürekli. türkiye'ye gittiğimde stand up şovuna gelmek istiyordum hep...gelemedim hiç. nasıl oldu bilmiyorum ama bir ara kayboldun hayatımdan, düşüncelerimden. sonra seni bir gün ağlıyor gördüm tv'de...şak diye geldin aklıma yine. böylesine üzücü bir haberle geldin, kusuruma bakma :( üzgünüm. bu konuda diyebilecek bir şeyim yok. sadece çok çok samimi bir şekilde sabır diliyorum. sonra dün rüyama da girdin. rüyamda ben annemle istanbul'daydım ve dolaşıyorduk. sende oralardaydın ama bizimle değil. birden tinerciler çıktı ortaya ve biz ne yapacağımızı şaşırdık. sen birden süper man kostümüyle bizi arkana alarak onların önüne çıktın ve bizi onlarla konuşarak 'kurtardın'. nasıl yorumlamalı, yorumlamalı mı bilmiyorum. sadece gülerek uyandığımı biliyorum. şimdi büyüdüm..sana aşık da değilim artık ama hala daha 'güzelsin' düşüncelerimde. hala daha sanki senı tanıyormuşum gibi geliyor. şimdi büyüdüm...ve seni izlemeye gelebilirim artık. şimdi büyüdüm...ama seninle ilgili herşey duruyormuş daha :) yunus günce'ye aşıktım. rahatladım :)

28 Aralık 2010 Salı

ben sizden ayrılacağım diye an be an korkarken, kanarken siz daha şimdiden alıyorsunuz kendinizi benden, uzaklaştırıyorsunuz kendinizi benden...

duygusuz duygu

ne diyebilirim daha, „bu“ „şu” “o” iken. ciddiye alınmıyorsa söylediklerim, gerçekler algılanmak istenmiyorsa ne yapabilirim kalkıp gitmekten başka?!
kırıyorum, farkında değilmiyim ama kırılıyorum da aynı zamanda, farkında değilsiniz. dayanamıyor bünyem bu acıya, çünkü en yakınımsınız.
ne yapmalıyım bir kez olsun beni dinlemeniz için? ne yapmalıyım beni bir kez olsun sevmeniz için?
uğraşıyorum gerçekten uğraşıyorum istediğiniz her şeyi yapmak için…ama yetmiyor. pes edicem, yakındır. yükleri indiremiyorum omuzlarımdan, yürüdükce bulantı artıyor. ya bir gün kusaram? yada bulantı içimi söküp alırsa?
duygularımı almayın, benliğim benden çıkar. duygularımı alırsanız hiçbir şey hissetmem.
ne yapmalıyım bir kez olsun beni dinlemeniz için? ne yapmalıyım beni bir kez olsun sevmeniz için?
gideceğim yakında ama bu şekilde mi ayrılacağız? birbirimizi tanımadan mı?
istekleriniz dışında bir kez olsun tanımak istediniz mi?

duygu ben. duygusuz yakında.

4 Aralık 2010 Cumartesi

korku.

Dostluk nedir diye soruyorum son zamanlarda kendime. Soruyor ama çözemiyorum. Sonra hadi dostluğu bırak, insanlık nedir diyorum. Insanlık çok büyük bir kavram belki bu basit soru için. Evet o kadar büyük ki belki, hic kimse sığmıyor içine. Hiç kimse insan değil belki. Yada insanlık okadar kötü bir şey ki, insan olmamak daha iyi. Bilemiyorum.

Bir zamanlar Babamın söylediği o meşhur sözünü hiç sevmezdim „Ne zaman en yakın dostundan kazık yersen, o zaman anlarsın dünyanın kaç bucak olduğunu“. Sevmiyordum, çünkü dostlarıma inancım sonsuzdu. Ne kazığı, onlar bana bir kötü laf bile söylemezlerdi..Söyleseler bile bir anlık kızgınlıktan söylerlerdi.

Ne güzelmiş o akla sahip olmak, ne güzelmiş o zamanlar dostların gerçektende, içinde barındırdıkları „küçüklükten“ dolayı, böyle düşünmeleri. Ve ne güzeldi inançla birbirine bakmak.
Şimdilerdeyse Babamın sözünü hiç ama hiç aklımdan çıkaramıyorum. Bir kazık..“hadi biri öyle olur, herkes öyle olacak değil ya“. İkinci kazık..“yok yok olamaz“. Üç, dört, beş…dur durak yokmuş meğer.
Bir zamanlar ben dostum için ağlıyordum. Sırf uzaktan uzağa arkadaşlık yaşayabildiğimiz için, hüngür hüngür göz yaşı döküyordum telefonda. Sarılıp birbirimize, bırakamıyorduk görüştüğümüzde. Geceler boyunca uyumuyorduk birbirimize doymak icin. Geceler boyunca bizi birbirimize daha da kenetleyen şarkılar dinliyorduk. Nasıl bir ayrılıktı o yaşadığımız..

Ama yediğim kazıkların sonu gelmeyince, içimde kabuklar oluşmaya basladı. Daha yakın zamana kadar yine yoktu bu. „Kazıklansam da seveyim ben, bir şey olmaz“ diyordum. Ama göre göre, bıçaklana bıçaklana iyileşmeyen yerler kabuk bağlıyor. Kabuklarıma tırnaklarımı geçirip sökecek ne gücüm kalıyor, ne de bunu yaptıracak bir insan, bir dost.

O yüzden şimdi son kalan dostlar o kadar değerli ki. Ama aynı zamanda okadar tehlikeli de. Çünkü onlardan yediğim kazık benim ölümüm, benim inancımın tamamen gitmesi.
O birlikte ağladığım dostum hala var. Hala seviyorum onu. Ve hala şimdi bunları yazarken ağlıyorum, çünkü en içten dostluğu onunla yaşamıştım. Bunu hissedebildiğim kalanlara sımsıkı kenetleniyorum umutla, sonsuz umutla.
Ancak güvencim yok artık kimseye. Herkese güvenen kişinin kimseye güvenesi gelmiyor artık…Bu çok üzücü geliyor bana.

İnsanlar bencil. Hiç kimse bana „seni düşünüyorum“ demesin, çünkü hiç kimse bunu yapmıyor! Herkes kendi için elinden geleni yapabiliyor ama başkalarına gelince elleri kilitleniyor. Bu yaratıklar insan olamaz. Yada insan olmak iyi bir şey olamaz! İşin kötüsü insana işliyorlar bu “hastalığı” bu “virüsü” inceden inceden. Ve bir gün aynaya baktığında gözünde öyle tuhaf “iğrenç” bakıslar beliriyor ki, hayır diyorsun hayır bu ben değilim…iğnelemişler bana da bunu…İstemiyorum oysa.

O yüzden soyutluyorum kendimi. O yüzden muhabbet istemiyorum kimseyle, çünkü tir tir titriyorum korkudan. İnsanlar iğrenç, yada o “yaratıklar” insan degil!

29 Eylül 2010 Çarşamba

rüzgar.

Beni savuruyorsun. Rüzgar gibisin bazen, savuruyorsun beni. Bazen cok siddetli esiyorsun, hoyratlasiyorsun yerlere yigili kaliyorum. Verdigin siddet, hoyratligin gözlerimi yasartiyor. Kisiyorum gözlerimi toz girmesin, yasarmasinlar diye. Ama engelleyemiyorum biliyormusun. Tozlarin kaciyor, batiyorlar gözüme. Yaslar akiyor, hic istemezken. Esmen durana kadarkaliyorum. Yemeden, icmeden..saclarim daginik, saclarim cansiz. Yüzüm solgun, ellerim bacaklarim, tüm bedenim gücsüz.

Bazen kucagina aliyor ama sen. Esmen beni havaya ucuyor, kollarinda tasiyorsun beni. Gök yüzüne dogru, günese dogru havalaniyoruz birlikte. Gözlerimi kisiyorum günesin isiltisindan, yine yaslar akiyor ama yüzüm gülüyor. Hic bitmesin bu esinti diyorum. Parilti yüzüme, gözlerime her yerime yansiyor öyle anlarda.
Bazen durgunsun, esmiyorsun. Öylece kaliyorsun. Güzelsin öyle de. Omuz omuz yaslayip oturabiliyoruz o zaman. Sakince, huzurlu.

Ama simdi hoyrat zamanin. Ve kahretsin ben senden vazgecemiyorum yerde yigili olsam da, beni aglatsan da, canimi acitsan da. Keske..keske diyorum senin gibi yapabilsem. Takmasam, acimasi hic bir yerim. Gücüm olsa gün icindeki gibi geceleri de. Ama yok. Yikiliyorum geceleri. Uyuyamiyorum seninle, sirtin dönük bile degil; yoksun!
Gel..izin ver de birlikte eselim. Her sekilde.

8 Eylül 2010 Çarşamba

giderken bize el salladın ya hani...hani iyi yolculuklar diledin ya bize..tekrar geldim öptüm ya seni...son anımızmış meğer. son anımız da bile vedalaştık...küçükken olduğu gibi...garda kıyametler kopardığım gibi..ama asıl kıyamet şimdiymiş...ne bencillik bu! ne kıyameti..senin için huzur..senin için güzellikler...


affet...zor.

zordu odana gelip de seni orada görememek...zordu sana selam vermeden girmek...yanına eğilip dediklerini duymak istemek ama duyamamak...o güzel gülüşünü, sevecen gözlerini ve çocuksu gülüşünü görememek. o boş yatağına bakmak.

biraz daha şakalaşsaydık da gülseydin...biraz daha konuşsaydık sessiz sessiz...

ama acı çekiyordun belki..belki birilerine bağlı olmak senin için hiç kolay değildi..sırf böyle avutuyorum kendimi..huzura kavuştuğunu düşünerek..

dedeciğim...gece rüyamda okadar mutluydun ki..nasıl parlıyordu gözlerin..nasıl coşkuluydun akordeonu çalarken...

çal akordeonu dedeciğim...huzurlu ol oralarda.

seni seviyorum. unutmayacağız seni. hiç!